TÜRKİYE’DE MASONLAR 
(YA DA TAPINAK ŞÖVALYELERİ)

MasonluÄŸun Türkiye’de ortaya çıkışı 19. yüzyılın ortalarına kadar uzanmaktadır. Türkiye’de masonluk tarihi konusunda yapılan ciddi çalışmalarda genellikle 5 dönemden söz edilmektedir. Bunların birincisi “1909 yılı öncesi” dönemdir. Bu dönem, Osmanlı İmparatorluÄŸu içerisinde bir takım locaların kurulduÄŸu, ancak özellikle Sultan Abdulhamid’in sistemli çalışmaları dolayısıyla bunların bir türlü toparlanamadıkları dönemi kapsamaktadır. Mason locaları bu dönemde dışa bağımlıdır ve yönetim mekanizmaları da yabancı localar tarafından belirlenmektedir.

Türk masonluÄŸunun ikinci dönemi “1909-1935 yılları arası”nı kapsar. 31 Mart (13 Nisan 1909) ayaklanmasının ardından Abdulhamid’in tahttan indirilmesi ile baÅŸlayan bu dönemde masonlar siyasi iktidarı ele geçirmiÅŸtir. Yurt dışından yönetilen mason locaları, halktan gelen tepkiyi hafifletmek amacıyla göstermelik olarak ilk kez milli bir kimliÄŸe bürünmüşlerdir. Bu dönemin baÅŸlarında masonların kontrolündeki İttihat Terakki Cemiyeti ön plana çıkmıştır.

Üçüncü dönem “1935-1948 yılları arası” dönem olarak bilinir. 1935 yılında Atatürk’ün, kökü dışarıda ve zararlı kuruluÅŸlar olduÄŸunu söyleyerek locaları kapatması üzerine masonluk Türkiye’de “uyku” dönemine girmiÅŸtir. Ancak bu 13 senelik uyku döneminde masonlar faaliyetlerini Halkevlerinde sürdürmüşlerdir.

Türkiye’de masonların örgütlenmeleri “1948-1966 yılları arası”nda yeniden canlanır, ancak masonlar bu dönemde Fransız ve İskoç ritleri paralelinde ikiye bölünmüşlerdir.

Son dönem olarak da kabul edilen ve “1966 yılı ve sonrası”nı kapsayan dönemde masonlar, bölünüp iki farklı çatı altına girdikten sonra, faaliyetlerini sürdürmeye devam ederler. Günümüzde de hala bu durum geçerlidir.

Tanzimat, Mustafa ReÅŸit PaÅŸa ve August Comte

Koyu bir ateist olan Fransız düşünür Auguste Comte, masonluk kanalıyla Osmanlı toplumunu dinden uzaklaştıracak telkinlerde bulunmuştu.

Masonluğun Osmanlı topraklarında ilk ciddi çıkış denemesi, 1839 Tanzimat Fermanı dönemindedir. Gerçekte mason localarının ilk kuruluşları biraz daha gerilere gitmekle beraber bunlar pek etkili olamamış, ilk localar iyi bir örgütlenmeye ve ciddi bir faaliyet içine girememişlerdir.

Bu dönemde masonluÄŸun parlayan yıldızının ise, Tanzimat Fermanı’nın da mimarı olarak bilinen Mustafa ReÅŸit PaÅŸa olduÄŸu söylenir.

Masonik kaynakların bildirdiÄŸine göre, Mustafa ReÅŸit PaÅŸa, ilk kez Londra’da masonlarla baÄŸlantı kurmuÅŸ ve 1830′lu yıllarda tekris edilerek örgüte katılmıştır. Hangi locada tekris edildiÄŸi ise tam olarak bilinmemektedir. Türkiye’deki masonların yayın organı Mimar Sinan dergisi, Mustafa ReÅŸit PaÅŸa’dan şöyle söz eder:

“DoÄŸru gördüğünüz yolda sizden daha kudretli olanlarla mücadele etmeniz gerekiyorsa rahat ve fütur gerektirmeksizin, düşünceye karşı savaşınız. Hak bellediÄŸimiz yolda tek başına olsanız ilerleyeceksiniz. İçtihatlarınızı hiçbir zaman gizlemeyeceksiniz.” (Bu) Telkin, Mithat PaÅŸa ve daha pek çok masonun kabul ettiÄŸi gibi Koca ReÅŸit PaÅŸa’nın da yaÅŸantısının önderi, buyruÄŸu deÄŸil midir? Kendi idam talebini padiÅŸaha götürürken, Hattı Hümayun’u okumaya giderken, Hattı Hümayun’u okurken, dimdik, kendine güven içinde, kendini bilen, yaptığını, yapmak istediÄŸini bilen, gerekirse başını verebilecek kararlı Koca ReÅŸit PaÅŸa, yukarki ritüelik emirlerin insanı deÄŸil midir? 135 yıl önce Gülhane Meydanı’nda Hattı Hümayun’u tam bir cesaretle okuyarak insanlık ve millet yolunu aydınlatmak üzere yaktığı nurun aydınlığını hala görmekte olduÄŸumuz büyük kardeÅŸimiz Koca ReÅŸit PaÅŸa’nın hatırası önünde saygı ile eÄŸiliyoruz.59

Aynı derginin bir başka sayısında ise şöyle denir:

Koca ReÅŸit PaÅŸa, masonluÄŸun yontup is’ad eylediÄŸi bir ulu yurtseverlik anıtı, tarihin vefalı koynunda ölümsüzlük uykusuna dalmış bulunuyor; bu uyuyuÅŸta, bir mabetten aldığı nur ve ziya ile vatan mabedini aydınlatmış olmanın derin huzuru var.60

Peki Mustafa ReÅŸit PaÅŸa’nın mimarı olduÄŸu Tanzimat’ın anlamı ve sonucu nedir?

Sultan Abdülhamid, yıkılmanın eÅŸiÄŸine gelmiÅŸ olan dev imparatorluÄŸu 40 yıl boyunca son derece akılcı ve baÅŸarılı bir politika ile ayakta tuttu. Dahası gerçekleÅŸtirdiÄŸi reformlarla modern Türkiye’nin temellerini attı.

Abdülhamid döneminin bazı önemli icraatları: BaÄŸdat demiryolunun açılışı, Dar-ül Fünun’un (bugünkü İstanbul Üniversitesi) açılışı ve HaydarpaÅŸa Garı’nın inÅŸası.

Tanzimat’ın hem olumlu hem de olumsuz sonuçları vardır ve bu, 150 yıllık bir tartışma konusudur. Gerçekte Tanzimat’ın çıkış noktası, yani Osmanlı’nın Batılı güçler karşısında geri kaldığı, dolayısıyla bir reform süreci baÅŸlatması gerektiÄŸi doÄŸru bir tespittir. Ancak Tanzimat’la birlikte sadece gerekli teknik reformlar deÄŸil, aynı zamanda o dönemde Avrupa düşüncesine egemen olan materyalist felsefenin Osmanlı’ya ithali de baÅŸlamıştır.

Konu incelendiÄŸinde, Avrupalı masonların, localar aracılığıyla, Mustafa ReÅŸit PaÅŸa gibi Tanzimat erkanına materyalizm telkini yaptıkları görülmektedir. Mustafa ReÅŸit PaÅŸa’nın bu anlamda çarpıcı bir baÄŸlantısı, ünlü ateist Fransız düşünür Auguste Comte ile kurmuÅŸ olduÄŸu yakınlıktır. Ateizmin ve din aleyhtarlığının doruk noktası olan “bilim dini” pozitivizmi ortaya atan Auguste Comte, Mustafa ReÅŸit PaÅŸa’yı etkisi altına almaya çalışmış, hatta bu yakınlık PadiÅŸahın, ReÅŸit PaÅŸa’yı ilk Sadrazamlığı döneminde görevden almasına sebep olmuÅŸtur. Sık sık Mustafa ReÅŸit PaÅŸa’ya mektup yazarak ona ateist ve din aleyhtarı bir felsefe aşılamaya çalışan Auguste Comte, bir mektubunda ÅŸunları yazmıştır:

Dirayetle baÅŸarmış olduÄŸunuz görevinizden geçici olarak ayrılmak sureti ile elde ettiÄŸiniz boÅŸ zamanlarınız bugün bana ÅŸunu ümit etmek imkanını vermiÅŸtir ki, önce kendi doktrinimin genel hatlarını size arzeden pozitivist kateÅŸizmaya, sonra da onu deÄŸiÅŸmez bir ÅŸekilde kuran pozitif politika sistemine gereken dikkati esirgemeyeceksiniz….

Birçok yüzyıldan beri, gerek DoÄŸu gerekse Batı, bugüne kadar bir türlü elde edilemeyen evrensel bir din aramaktadır… Halbuki tek dine inanış, muayyen hümanite duygularına hareket getirmektedir. Bununla beraber tecrübe ve akıl böyle bir ümidin boÅŸ olduÄŸunu ispat etmiÅŸtir.

Hiçbir metafizik intikal devresine lüzum hasıl olmadan doğrudan doğruya İslamlıktan Pozitivizme geçerken, Müslümanlar, din inancıyla ve hümanite anlayışı ile evrensel muzafferiyeti sistemleştirecek olan büyük peygamberlerine mahsus olağanüstü değerde yüksek fikirlerinin gerçek devamcılarını anlamakta gecikmeyeceklerdir.

Müslümanlar böylelikle esasen faydasız olan bir siyasi birlik fikrinden vazgeçerlerse Osmanlı İmparatorluÄŸu’nun lüzumlu görünen dağılışından üzüntü duymayacaklar, tersine olarak, geçici hakimiyetlerinin vermiÅŸ olduÄŸu kazançlarını sınırlayan sosyolojik kanun tatbikatını görmüş olacaklardır.

Aynı zamanda Osmanlı ÅŸefleri hala kendilerinden daha az mütecanes bir devletin müstakbel istilaları ile ilgili ve kendiliÄŸinden bir dağılmaya tamamen boyun eÄŸmiÅŸ olarak hayali de olsa felaketli ve korkunç endiÅŸelerden milletlerini kurtulmuÅŸ göreceklerdir. Politik tesirler, ancak İslam dini’nin temel ruhuna göre, umumi efkarın ve örflerin beraberliÄŸini saÄŸlamak ve saÄŸlamlaÅŸtırmak gayesine mutaf olduÄŸu içindir ki, Osmanlılar yakın bir gelecekte Tanrı yerine hümaniteyi benimsemek sureti ile bu büyük gayenin hedefine en kısa yoldan ulaÅŸacağını göreceklerdir.61

Comte’un Mustafa ReÅŸit PaÅŸa’ya yazdığı bu metindeki telkinler son derece dikkat çekicidir: Osmanlı halkının İslam’ı bırakıp din olarak pozitivizmi benimsemesi tavsiye edilmekte, böylece “faydasız olan siyasi birlik fikrinden”, yani Osmanlı’nın ve dünya Müslümanlarının birliÄŸi düşüncesinden vazgeçecekleri ümid edilmektedir. Comte, Osmanlı halkına “Allah yerine hümaniteyi” benimsemelerini de tavsiye etmektedir ki bu, masonluÄŸun temel felsefesi olan “seküler hümanizm” adlı çarpık inanışın bir ifadesidir. (Seküler hümanizm için bkz. Harun Yahya, Global Masonluk, 2002)

Comte’un satırlarında geçen bu telkinlerin son derece akıl dışı olduÄŸu ise kolaylıkla görülebilir. Tüm insanlar Allah’ın yarattığı ve dolayısıyla O’na karşı sorumlu olan kullardır. İnsanların Allah’tan yüz çevirerek “hümanite”yi, yani birbirlerini bir yaÅŸam gayesi haline getirmeleri ise, toplu bir cehalet ve aldanıştan baÅŸka bir ÅŸey deÄŸildir. Peygamberler tarih boyunca bu cehaletle savaÅŸmışlardır. Kavmine “Ey kavmim, sizce benim yakın-çevrem, Allah’tan daha mı üstündür ki, O’nu arkanızda-unutuluvermiÅŸ (önemsiz) bir ÅŸey edindiniz. Şüphesiz benim Rabbim, yapmakta olduklarınızı sarıp-kuÅŸatandır” diyen Hz. Åžuayb gibi. (Hud Suresi, 92)

Comte ve benzeri 19. yüzyıl ateistleri, (örneÄŸin Darwin, Marx, Freud veya Durkheim) en eski çaÄŸlardan beri var olan bir yanılgıyı “yeni” gibi sunmak ve sistematize etmekten baÅŸka bir ÅŸey yapmamışlardır. Bu yanılgının tüm Avrupa’da, sonra da diÄŸer medeniyetlerde hızla yayılmasının en önemli nedenlerinden biri ise, masonluk örgütüdür. Pozitivizmi ve diÄŸer her türlü materyalist felsefeyi bir din gibi benimseyen masonluk, bunları önce elitlere sonra da onlar aracılığıyla kitlelere empoze etmek için sistemli bir mücadale yürütmüştür.

MasonluÄŸun Osmanlı ve Türkiye içindeki misyonunu da asıl olarak bu çerçevede deÄŸendirmek gerekir. Örgüt, bir tür “dine karşı propaganda ve dine karşı mücadele” birliÄŸi gibi çalışmıştır. Yerli masonların tarihinden bazı önemli kesitlere baktığımızda karşımıza anlamlı bir tablo çıkmaktadır.

Jön Türkler, İttihat Terakki ve Masonlar

Tanzimat devrinden sonra I. MeÅŸrutiyet gelir. Bu kısa dönemin hemen ardından da, 36 yıl sürecek olan Sultan Abdülhamid devri baÅŸlar. Abdülhamid meÅŸrutiyet yönetimini kaldırmış ve ülkeyi kendi yönetimi altında tutmuÅŸtur. Bazı tarihçiler bu nedenle Abdülhamid devrini “istibdat” (baskı) dönemi olarak kabul etmeye ve kötülemeye eÄŸilimlidirler. Oysa gerçekler farklıdır.

Paris’te düzenlenen “I. Jön Türk Kongresi”nden bir görünüm.

Sultan Abdülhamid, dağılmanın eÅŸiÄŸine gelmiÅŸ olan imparatorluÄŸu, 1876′den 1909′a dek büyük bir diplomatik denge politikası ile ayakta tutmuÅŸ ve ölümcül savaÅŸlara girmekten korumuÅŸtur. Dahası, yönetimi boyunca Osmanlı’nın idari sisteminde, yargısında, eÄŸitim sisteminde, askeri düzeninde ve daha pek çok alanda çok önemli reformlar gerçekleÅŸtirmiÅŸtir. Sonradan İstanbul Üniversitesi haline gelecek olan Dar-ül Fünun (Bilim Yurdu) onun zamanında açılmıştır. Ülkedeki telgraf ve demiryollarının temeli onun zamanında atılmıştır. Cumhuriyeti kuran kuÅŸak, Büyük Önder Atatürk de dahil olmak üzere, Abdülhamid’in açtığı modern okullarda eÄŸitim görmüş ve yetiÅŸmiÅŸtir. Abdülhamid’in rejiminin “kanlı” olduÄŸu iddiası ise gerçek dışıdır. En ÅŸiddetli muhaliflerine bile idam deÄŸil, sürgün cezası öngören bir padiÅŸah için böyle bir tanım yapmak, en hafif ifadeyle haksızdır.

Bütün bu gerçekleri göz ardı eden “Abdülhamid düşmanlığı”nın gerçek nedeni ise, bu büyük Sultan’ın dindar bir Müslüman oluÅŸu ve Osmanlı’yı İslam ahlakının gereÄŸine göre yönetmiÅŸ olmasıdır.

Abdülhamid’in 40 yılı bulan rejimi sırasında ona muhalefet eden aydınlar ise “Jön Türkler” (Genç Türkler) olarak bilinirler. Jön Türkler ortak bir fikriyata sahip deÄŸildirler, aralarında İslami duyarlılığa sahip olanlar da vardır. Ancak çoÄŸu, Batılı felsefe, ideoloji ve sistemleri benimsemiÅŸ ve Osmanlı’nın kurtuluÅŸunun bunları benimsemekten geçtiÄŸini sanan kimselerdir. ÇoÄŸu iyi niyetli olmasına, ülkeyi kurtarma hayaliyle yola çıkmasına raÄŸmen, savundukları fikirlerin önemli bir bölümü yanlıştır ve nitekim Abdülhamid’i devirdikten sonra ülkeyi sadece bir on yıl içinde yıkmaları, bunun tarihsel bir kanıtı olmuÅŸtur. Jön Türkler’in bir fraksiyonu olmasına karşın, 1910′dan itibaren bu hareketin tümüne egemen olan, 1913′ten itibaren de ülkenin tek gerçek yöneticisi haline gelen İttihat ve Terakki Partisi, “Abdülhamid karşıtlığı”nın Osmanlı’yı iyiye götürmediÄŸinin ispatıdır.

Jön Türkleri ve İttihatçıları yukarıda sözünü ettiÄŸimiz “Batılı felsefe, ideoloji ve sistemlere” yönelten etkenlerin başında ise, bu hareketlerin içindeki masonik etken gelmektedir.

Paris’te yayınlanan Le Temps gazetesinin 20 AÄŸustos 1908 tarihli sayısında, Selanik’teki iki önemli İttihatçı, yani Refik Bey ve Binbaşı Niyazi ile yaptığı röportajda verilen bilgiler, masonluÄŸun bu hareket içindeki etkisini göstermektedir:

Mülakatı yapan gazeteci İttihad-ı Terakki’nin 1905 ila 1908 tarihleri arasında masonluktan ne kadar yardım gördüğüm ve etkilendiÄŸimi sordu. Verilen cevap ilginçtir ve ÅŸu ÅŸekilde özetlenebilir. Masonluk ve bilhassa İtalyan masonluÄŸu bize manen destek oldu. Selanik’te Müteaddit localar faliyette idi. Hakikatte İtalyan locaları İttihat Terakki’ye yardımcı oldular ve bizleri korudular. ÇoÄŸumuz mason olduÄŸumuz için genelde teÅŸkilatlanmak için localarda toplandık. Üyelerimizi de genelde localardan seçmeye çalışırdık. Localardaki faaliyetlerimizden İstanbul şüphelenmeye baÅŸladı ve birkaç hafiye localara sızmayı baÅŸardı.62

2. MeÅŸrutiyet’in ilanından sonra İstanbul’a gelen Balkan Komitesi’nin kurucusu Roden Buxton ise, İttihat Terakki Cemiyeti’ne giriÅŸ töreninin, masonluÄŸa giriÅŸ töreninin bir kopyası olduÄŸuna dikkat çekmiÅŸtir:

Cemiyete katılmak isteyen adaya, önce büyük bir sır açıklanacağı bildiriliyor ve güvenilirliği araştırıldıktan sonra yemin ettiriliyordu. Bundan sonra kabul safhası geliyordu. Üye adaylarının gözleri bağlanıyor, ardından adaylar bilinmeyen bir odaya götürülüyor ve gözleri açıldığında kendilerini loş bir odada, kara maskeli üç yabancı karşısında buluyorlardı. Burada her aday yemin ediyor, kılıca elini basıyordu. Bu yeminde sırları gizleyeceği ve cemiyete ihanet edenler yakınları, sevdikleri bile olsa öldüreceği gibi hususlar vardı. Haberleşme ise kuryeler arasında sağlanıyordu.63

İlhami Soysal da masonluk ile İttihatçılık arasındaki ilişkiye ayrıntılarıyla değinmiştir:

Selanik’teki Makedonya Rizorta Locası ve Veritas Locası baÅŸlangıçta içindeki Türkler azınlıkta olmasına karşılık giderek Türklerin denetimine geçmiÅŸ ve İttihat Terakki Cemiyeti’nin bir noktada kaynakları olmuÅŸlardı. İttihat Terakki Cemiyeti’nin önderleri Talat PaÅŸa, Mithat Şükrü Bleda, Kazım PaÅŸa, Manyasizade Refik, Kazım Nami Duru, sonradan MuÅŸ milletvekili olan Binbaşı Naki, Drama Jandarma Komutanı Hüseyin Muhittin, Maliye müfettiÅŸi Ferit Aseo, Makedonya Rizorta locasındandırlar. Emmanuel Karasu, sonradan Bahriye nazırı olacak Cemal PaÅŸa, Faik Süleyman PaÅŸa, İsmail Canbolat, Gümülcine Mebusu Hoca Fehmi Efendi, Mustafa DoÄŸan, sonradan Babıali baskınında vurulan Mustafa Necip ise Veritas locasında uyanmışlardır. Sonradan Sadrazam olacak Talat PaÅŸa ile BinbaÅŸa Naki Bey hem Makedonya Rizorta Locası’nda hem de bu Veritas Locası’nda çalışmalara katıldılar.64

Selanik’te bu geliÅŸmeler olurken, masonlardan büyük bir tehlikenin geleceÄŸini hisseden Abdülhamid, mason localarını denetim altına almaya çalışmıştır. Localarda neler konuÅŸulduÄŸu ve oradaki yapılan faaliyetlerin içeriÄŸi konusunda bir haber alma sistemi kurmuÅŸtur. Üstad mason Kemalettin Apak, o dönemleri kendi bakış açısından şöyle yorumlar:

Masonluk ve masonlar aleyhindeki sistemli takibat 2. Abdülhamid zamanında çok sıkılaÅŸmıştır. Sultan Abdülhamid masonlardan korkmakta idi. Åžunu da ilave edeyim ki Abdülhamid’in masonlardan korkması haksız çıkmadı. Filvaki fani mason olan BeÅŸinci Sultan Murad, 28 senelik mahbes hayatından sonra 1904 yılında ebediyet maÅŸrıkına intikal etti. Böylelikle Sultan Abdülhamid bu kabustan kurtulmuÅŸ oldu. Fakat birazdan arzedeceÄŸim veçhile, üç dört sene sonra Rumelideki masonların büyük bir rol oynadıkları yeni bir hareket hürriyet ve meÅŸrutiyet nurunu memleket ufuklarında parlattı. 1908 yılında Abdülhamid’e zorla kabul ve ilan ettirilen ikinci meÅŸrutiyetin nurlu meÅŸalesini tutan eller ve öncüler birer masondu… Åžunu da belirtmek lazımdır ki, Abdülhamid yalnızca İstanbul’da masonları takip edip buralara serbesti vermiÅŸ deÄŸildi. Tazyikler bu bölgeye (Rumeli’ye) de ÅŸamildi. Bilhassa Selanik’te locaların kapılarında kıyafet deÄŸiÅŸtirmiÅŸ memurlar bekletilir ve kimlerin girip çıktığı kontrol edilirdi. Fakat ne de olsa sarayın İstanbul’daki nüfuzu ve ceberrutu buralarda sökmüyordu. Çünkü Selanik, Kosova ve Manastır vilayetlerinde ecnebi kontrolü mevcut idi.65

Kısacası masonluk, Osmanlı’nın son yarım yüzyılına damga vuran Abdülhamid-Jön Türk çatışmasında Jön Türklerin yanında yer aldı ve bu hareketin içinde büyük bir güce ulaÅŸtı. Bu, masonluÄŸun siyasi etkisi-daha doÄŸrusu zararı-idi. Örgütün daha kalıcı olan etkisi ve zararı ise, Avrupa’daki biraderlerinden öğrendiÄŸi materyalist felsefeyi Türk toplumuna empoze etmek oldu.

Bir “örnek” üzerinde incelemede bulunmak, masonluÄŸun söz konusu materyalist felsefesinin ne boyutlara uzandığını gösterebilir.

Osmanlı Döneminden Din Karşıtı Bir Mason: Abdullah Cevdet

İttihat ve Terakki’nin kurucuları arasında yer alan Abdullah Cevdet, dine karşı yürütülen savaşın Türkiye’deki ilk öncülerinden biriydi. Toplumu dinden koparmak için kapsamlı bir “dünya görüşü” oluÅŸturmuÅŸtu. Ona göre, modern uygarlığın temeli din dışı bir kültüre dayanmalıydı. İslam ise, sözde “ilerlemeye engel olduÄŸu” için toplumsal yaÅŸamın tümüyle dışına çıkarılmalıydı.

Abdullah Cevdet, adını asıl olarak İttihat Terakki Cemiyeti’nin kuruluÅŸ aÅŸamasında duyurdu. Kendisi gibi İttihat Terakki’nin kurucularından olan mason İbrahim Temo’nun görüşlerinden etkilendi. Temo’nun kendisine vermiÅŸ olduÄŸu Felix Isnard’ın Ruhçuluk ve Maddecilik ve Louis Büchner’in Madde ve Kuvvet adlı kitaplarını okuyarak materyalizme ilk adımı attı. “Biyolojik materyalizm” konusunda yazmış olduÄŸu yazılardan dolayı dindar kesimden kuvvetli tepkiler aldı..66

Cevdet, Darwin’in evrim teorisinin büyüsüne de kapılmış ve o dönemlerde Avrupalı ırkçılar arasında çok popüler olan “öjeni” (bir ırkın seçmeli çiftleÅŸme yönetimiyle genenik olarak iyileÅŸtirilmesi) kavramından etkilenmiÅŸti. Tanzimat’tan Cumhuriyet’e Türkiye Ansiklopedisi Abdullah Cevdet’in görüşlerini ÅŸu ÅŸekilde özetler:

Abdullah Cevdet’in biyolojik materyalizminin diÄŸer bir özelliÄŸi de, toplumsal elit yaratmada elveriÅŸli bir teorik açıklığa sahip oluÅŸudur. Ernest Haeckel’in tüm canlıların evrimleÅŸmesi sürecindeki eÅŸitsiz geliÅŸim ilkesi ve Darwin’in doÄŸal eleme teorisi, Abdullah Cevdet’e bazı insanların eÄŸitim yoluyla diÄŸerlerinden farklılaÅŸarak seçkinleÅŸebileceÄŸi ve toplumsal ilerlemenin ancak bu seçkin kadronun öncülüğünde gerçekleÅŸebileceÄŸi inancını vermiÅŸtir 67

Abdullah Cevdet 1903 yılında 25 sene boyunca aralıksız olarak yayınlanacak İçtihat dergisini çıkarmaya baÅŸladı. Bu dergi aracılığıyla İslam’a ve Hz. Muhammed’e sürekli sözlü saldırılar ve iftiralar içeren yazılar yayınladı. Abdullah Cevdet Åžubat 1909′da masonların desteÄŸi ile “İçtihat Evi” adında bir yayınevi kurdu. Bu yayınevinde çıkarmış olduÄŸu bir dizi kitap, halk arasında büyük reaksiyonun oluÅŸmasına neden oldu ve önce yayınevi, ardından da İçtihat dergisi kapatıldı. Abdullah Cevdet’in mahkumiyeti ve derginin kapatılması dönemin bir gazetesine ÅŸu ÅŸekilde yansımıştı: “Dinimize tecavüz edenlere ibret-i müessire: Abdullah Cevdet Bey, bir makalesinde Din-i Mübin-i Muhammediye’ye tecavüz ettiÄŸinden dolayı iki sene hapse mahkum oldu.”68

Kapatılma kararının hemen adından İştihat, İşhad, Cehd dergilerini çıkardı. Bir süre İkdam ve Hak gazetelerinde baÅŸyazarlık yaptı. Yapmış olduÄŸu İslam’a saldıran yayınlar yüzünden MeÅŸrutiyet döneminde Åžeyh-ül İslam’dan birkaç kez uyarı aldı.

Abdülhamid’in tahttan indirilmesine yardımcı oldu. Fakat kendisi açısından ortamın hala güvenli olmadığını düşünerek uzun süre ülkeye geri dönmedi. Döndüğünde ise İttihatçılar tarafından SaÄŸlık Umum Müdürlüğü’ne getirildi. Ancak bu görevinde de aykırı fikirleri ile kısa sürede göze battı. Kadınlara ilk kez genelev vesikası verilmesi uygulamasını baÅŸlatınca, halktan gelen tepki üzerine hükümet tarafından görevinden azledildi.

Abdullah Cevdet’in telif ve tercüme 70′e yakın eseri vardır. Bunların arasında din aleyhtarı propagandanın en yoÄŸun olduÄŸu kitap, Fransızca’dan tercüme ettiÄŸi Aklı Selim’dir. 19. yüzyılın tüm köhne ateist safsatalarının ısrarla iÅŸlendiÄŸi bu kitabın önsözünde Cevdet, tapındığı “ilah”ın “hürriyet”, “fazilet” gibi Hümanist kavramlar olduÄŸunu şöyle anlatır:

Aklı Selim, kudsi bir isyandır ve bunu gönüllerde gezdirmek aşkının ateşi hiçbir zaman söndürülemeyecektir. Promethe, Kafkas dağlarında değil, gönül dağlarındadır ve zincirlerini kırmıştır. Mabudumuz (İlahımız) fazilettir. Amali fazilet ise hürriyetsiz mümkün değildir. Hürriyetlerin akdem ve akdesi fikir ve vicdan hürriyetidir. Bu tercümenin mevzuu bir ubudiyet ve ibadettir; hürriyet ilahına bir ubuduyet ve ibadettir.69

Abdullah Cevdet Fransız materyalistlerin görüşlerini incelerken Fransız yazar Gustave Le Bon’un etkisinde kaldı. Le Bon’un fikirleri doÄŸrultusunda geliÅŸtirdiÄŸi “Türk ırkının damızlık erkek yolu ile ıslah edilmesi projesi” ise onu tekrar ülke gündemine getirdi.

Abdullah Cevdet’in inançlı bir aileden gelmesine raÄŸmen, ömrünü dine karşı mücadele etmekle geçirmesi son derece ilginçtir. Osmanlı’nın son devrinde masonik öğretiyle zehirlenen bir neslin en radikal temsilcisi olan Abdullah Cevdet’in cenaze namazı dakıldırılmamıştır. Åžu anda hayatta olmayan tarihçi İbrahim Hakkı Konyalı, Abdullah Cevdet’in cenaze törenini ÅŸu sözler ile anlatır:

Abdullah Cevdet Allah’a inanmadığını söylüyordu. İslam harflerinin ÅŸiddetle aleyhinde bulunuyordu. Dini deÄŸerlerin çoÄŸuna karşı olduÄŸunu yazıp söylüyordu. İşte bu adam ölünce cenazesi Ayasofya Camii’ne getirildi. Öylece musalla taşında duruyordu. Hocalar da namaz kıldırmaya yanaÅŸmıyorlardı. Bunun üzerine cenaze, belediyenin bir arabasına konularak götürüldü.70

Halkevleri, Köy Enstitüleri ve Masonik Öğretinin Kitlelere Empoze Edilmesi

Cumhuriyetin kurulmasının ardından masonlar CHP kadroları içinde örgütlenmeye başladılar. Atatürk 1935 yılında bu masonik örgütlenmenin farkına vararak locaları kapattı. Ancak yine de masonik felsefe yaşamaya ve dahası dönemin Halkevleri ve Köy Enstitüleri gibi kurumlarıyla kitleselleşmeye devam etti.

Halkevleri’nin kuruluÅŸunda tüm yetki, birçok masum insanın asılmasından sorumlu olan Ankara İstiklal Mahkemesi’nin mason reisi Dr. ReÅŸit Galip’e verilmiÅŸti. Dr. Galip, Halkevleri’nin açılışı ile ilgili TBMM’de yapmış olduÄŸu konuÅŸmada İslam dininin Türkiye için yol gösterici olamayacağını iddia etmiÅŸti. Halkevleri dergisinin sahibi Doç Dr. Anıl Çeçen, bu fikirleri şöyle aktarıyordu:

Dr. ReÅŸid Galip… Türk ulusunun ulusal amacının artık deÄŸiÅŸtiÄŸini, İslamcılık ve Osmanlıcılığın ulusal hedef olamayacağını ancak çaÄŸdaÅŸ uygarlık yolunda Türk ulusunun hakettiÄŸi yeri alabilmesinin yeni ulusal amaç olabileceÄŸini, Orta Asya’nın kuraklık içine girmesinden sonra Türklerin dünyanın her köşesinde uygarlığı yakalamaya çalıştıklarını, Türklerin tarihinin belirli dönemlerinde bilim ve uygarlık açısından en üstün devletleri kurduklarını…(açıkladı)71

Halkevleri’nin açılmasında adı geçen bir diÄŸer tanıdık isim, mason İçiÅŸleri Bakanı Şükrü Kaya’ydı. Behçet Kemal ÇaÄŸlar, 1935 Halkevleri adlı kitabının önsözünü Kaya’ya ayırmıştı. Şükrü Kaya, Halkevlerini şöyle anlatıyordu bu önsözde:

Halkevlerinin kültürel, sosyal ve ekonomik bakımlardan az zamanda yaptıkları tenvir, irşat hizmetlerini anlamak için kitaptaki yazılar ve rakamlar sağlamca şahittir. Halkevleri vatandaşların medeni, bedii irfan ve zevk ihtiyaçlarını tatmin edecek müesseselerdir. Her yurttaş orada bildiğini öğretir, bilmediğini öğrenir. Her Türk münevveri bilgisini istidadından ziyade bu milletin onu yetiştirmek için sarfettiği emeği borçludur. Hiçbir makam, hiçbir memuriyet, hiçbir eser bu borcu tam ödeyemez.72

1934 yılına gelindiÄŸinde Halkevlerinin sayısı 103′e çıktı. İlk olarak 1941′de açılan ve Halkevlerinin köy ÅŸubesi konumundaki Halkodalarının toplam sayısı 4322′yi bulmuÅŸtu. Üye sayısı 55 bini bulan Halkevlerinde 2 milyondan fazla kiÅŸi “eÄŸitim”den geçirilmiÅŸti bu süre zarfında.

1935 yılında Atatürk mason localarını yerinde bir kararla kapattığında ise, masonlar kendilerine ilginç bir teselli buldular. Ülkedeki en yüksek dereceli masonlardan biri olan İçiÅŸleri Bakanı Şükrü Kaya, mason localarının kapatılması kararını basına açıklarken Halkevleri’nin mason localarının iÅŸlevini yerine getirdiÄŸini ve bu yüzden mason localarının kapatılmasında bir sakınca görmediklerini söylüyordu. Üstad-ı Azam Kemalettin Apak Türkiye’de Masonluk Tarihi adlı kitabında Kaya’nın bu yaklaşımını şöyle anlatıyor:

Bu 33 dereceli kardeşin toplantısında Şükrü Kaya birader, masonluğun istihdaf eylediği sosyal ve kültürel faaliyetlerin bir müddetten beri Halk Evleri ve Halk Odaları tarafından yapılmakta bulunduğu gözönünde bulundurularak masonluğun artık faaliyetlerini tatil etmesi lazım geldiğine partice karar verilmiş olduğunu, Hükümetin de bu kararı tatbik mevkiine koymak zorunda olduğunu bildirdi.

Mason Milli EÄŸitim Bakanı Hasan Ali Yücel, Köy Enstitüleri’ni masonik felsefeyi topluma empoze etme aracı olarak kullanmak istiyordu.

Yani Şükrü Kaya’ya göre masonluk ile Halkevleri aynı felsefenin temsilcileriydi.

Halkevleri projesi ilerleyen yıllarda geliÅŸtirilmiÅŸ ve “Köy Enstitüleri” adıyla daha da geniÅŸ ve kapsamlı bir program baÅŸlatıldı. Mason Milli EÄŸitim Bakanı Hasan Ali Yücel’in yönetiminde kurulan Köy Enstitüleri de aynı Halkevleri gibi, masonik felfeseyi topluma aktarma amacına yönelikti.

Bu felsefenin içeriÄŸi kısa sürede ortaya çıktı. 1945 yılında Ankara’daki HasanoÄŸlan Köy Enstitüsü bünyesinde kurulan Köy Enstitüleri Dergisi, İslam dinine ve islam dininin kutsal saydığı tüm deÄŸerlere gizli ve açık saldırmaya baÅŸladı. Marksist eÄŸilimleri ile tanınan İsmail Hakkı Tonguç’un, adı geçen dergide yazmış olduÄŸu bir makalede ÅŸu satırlar dikkat çekiyordu:

Ümid edelim ki, yarının dünyası imanını göklerden gelecek görünmez kuvvetlerle ve fizik ötesi fikirlerle beslenmesin. EÄŸer onun kuvvetli ve mesut bir temeli olsun istiyorsak biz insanlar yeni dünyaya ÅŸamil, ihtirassız, yalansız, insani, rasyonel ve reel taze bir din vermeliyiz. Köy Enstitüleri’nde yetiÅŸtirilen çocuklar, skolastiÄŸe köle olmaktan kurtarılmaya çalışılmıştır..74

Bu alıntıdaki “insani, rasyonel, reel ve taze din” gibi içi boÅŸ kavramlar, da masonizmin temeli olan seküler hümanizmin terimleridir.

Köy Enstitüleri’nin yayınlarında: Nazım Hikmet’in materyalist felsefeyi savunan ÅŸiirleri, öğrencileri Allah’ın varlığını inkara sürüklemeye yönelik mısralar, dinle ve kutsal deÄŸerlerle alay eden hikayeler de yer alıyordu. Türkiye Gizli Komünist Partisi’nin ilk Merkez Komitesi Azası Ethem Nejat’ın ve Mustafa Suphi’nin fikirlerine dahi baÅŸvurulmuÅŸtu.

Dönemin güçlü kalemlerinden Peyami Safa, Köy Enstitülerindeki Marksist propagandayı bir makalesinde şu şekilde yorumlamaktadır:

Çocuklara Nazım Hikmet’in ÅŸiirlerini ezberleten, marksizm hakkında konferanslar verdiren, dergilerinde de marksizm hakkında makaleler neÅŸreden Köy Enstitülerinin komünist yuvaları olduÄŸunu bilmeyen bir tek ÅŸuurlu Türk aydını yoktur… Köy Enstitüsü mezunlarından yazı hayatına girenleri Moskova Radyosu öve öve bitiremez. Daha geçen gün bir lisede Komünist propaganda yaparken yakalanıp ağır ceza mahkemesine verilen bir öğretmen de, yazıldığı gibi filoloji mezunu deÄŸil, Köy Enstitüleri yetiÅŸtirmelerindendir. Köy Enstitülerinin kapanması Kara Kuvvet’in zaferi ise, 30 AÄŸustos zaferine benzetilen kuruluÅŸları Kızıl Kuvvet’in zaferi midir? Kızıl olmayan mutlaka Kara mıdır? Hür milletler camiası, kara milletler camiası mıdır?… Bu ters mantık sistemine ve Moskova iddiasına göre Köy Enstitülerinin yerini alan öğretmen okullarımız da kara öğretim okullarıdır. Çünkü bu okullarda Marx’a kasideler okunmaz, Moskof hademesi Nazım Hikmet’in plakları çalınmaz, ÅŸiirleri okutulmaz, ÅŸehirli ile aynı hak ve imkanlara sahip köylü ayrı bir sınıf sayılmaz, milli birlik parçalanmaz, sınıf kategorilere ayrılmaz.75

Köy Enstitüleri’ndeki bu Marksist propagandanın ortaya çıkması üzerine TBMM üzerinde büyük bir kamuoyu baskısı oluÅŸtu. CHP saflarından da Köy Enstitüleri’ne karşı eleÅŸtiri okları fırlatılmaya baÅŸladı. mason Milli EÄŸitim Bakanı Hasan Ali Yücel’in yerine Milli EÄŸitim Bakanlığı’na getirilen R. Åžemsettin Sirer’in Bakanlık müfettiÅŸleri tarafından hazırlatmış olduÄŸu Köy Enstitüleri raporu ise ahlaki açıdan utanç vericiydi. İşte bu rapordan bazı alıntılar:

1-12 Numaralı Belge: …. Enstitüsünün kuruluÅŸundan 1947 senesine kadar muhtelif zamanlarda kız öğrencilerin büyük bir kısmı Enstitü öğretmenleri tarafından rahatsız edilmiÅŸtir. Küme öğretmenlerinin, disiplin kurulu üyelerinin, bakanlık müfettiÅŸi Ziya Karamuk’un imzalarını taşıyan bu belgede, kız öğrencilerin öğretmenleri tarafından bizzat öpülüp sıkılmak sureti ile çirkin muamelelere zorlandığı ve ahlaksızlığa zorlandığı tesbit edilmiÅŸtir. Bu ahlaksız iliÅŸkiler sonucunda bazı öğretmenler, kız öğrencileri ile kanun zoru ile evlenmek durumunda kalmıştır.

2-13 Numaralı Belge: ….. Köy Enstitüsünde kız ve erkek öğrenciler enstitü civarındaki Kalaycı civarında ve enstitü yatakhanesinde uygunsuz vaziyette yakalanmıştır.

3-14 Numaralı Belge:…. Köy Enstitüsü mezunu bir köy öğretmeni, kendi okulu öğrencilerinden bir kızı iÄŸfal etmiÅŸtir. Ahlaki durumları arzedilen öğretmenlerin yetiÅŸtirmiÅŸ olduÄŸu öğrencilerin mezun olduktan sonra tayin edildikleri okullarda öğretmenlerinden gördükleri gibi hareket ettiklerinin delili olmak bakımından bu belge ayrıca bir önem taşımaktadır.

Köy Enstitüleri ile ilgili raporda anlatılanlar bu kadar deÄŸildir. Cinsel serbestliÄŸin yanısıra öğretmen ve öğrencilerin modernlik adına sabahlara kadar süren içki alemleri raporda yeralan diÄŸer örnekler arasındadır. Ayrıca 47 Numaralı belgede Enstitülerde gizli ve açık olarak ahlaksız yayınlar yapıldığından ve Köy Enstitüleri Dergisi’nde bu ahlaksız yayınlara çanak tutulduÄŸundan, aile içi (ensest) iliÅŸkilere kadar vardırılan cinsel sapkınlıklara yer verildiÄŸinden bahsedilmektedir.

Milli EÄŸitim Bakanlığı BaÅŸmüfettiÅŸi Fethi İsfendiyaroÄŸlu, Köy Enstitüleri’nde yapmış olduÄŸu incelemeler sonucu elde ettiÄŸi izlenimlerini ÅŸu sözleri ile ifade ediyor:

Umumiyetle sureti mahsusada köyden, köy çocuÄŸunun ailesi muhitinden çok uzaklarda, adeta daÄŸ baÅŸlarında kurulup, gerek köylülerin ve gerek ÅŸehirlilerin çevresinden ayrı bulundurarak her türlü muzir telkinlere kolayca imkan ve fırsat bulacak ıssız yerlerde iÅŸler hale getirilen ve 40 binden fazla köylümüzü milli ruhtan mahrum, muzir ve solcu fikirlerin telkinine memur birtakım köy öğretmeni yetiÅŸtirmeye çalışmışlar ve bunların vatan sevgisi ile dolu olmayanlardan bir takımını maalesef tamamıyla zehirlemiÅŸlerdir. Bereket versin ki bir çoÄŸu, temiz köylülerimizin tertemiz kanlı evlatları olduÄŸundan bu menfi ve muzir propagandalar ve yıkıcı telkinler onların asil ruhlarında bir iz bırakmamışlardır. Hatta bir nevi reaksiyon husule getirmiÅŸtir…76

Marksist ÅŸair Nazım Hikmet’in materyalist felsefeyi hararetle savunan ÅŸiirleri, Köy Enstitüleri’nin yayınlarında özel bir yer tutuyordu..

Halkevlerinde ve Köy Enstitüleri’nde yürütülen tüm bu ateist ve materyalist propaganda ile ahlaki dejenerasyon sürecinin, masonların Türkiye için öngördükleri stratejinin bir parçası olduÄŸuna dikkat etmek gerekir. Bu nedenledir ki, Köy Enstitüleri’nin kapanmasından yıllar sonra bile mason yazarlar ve gazeteciler Köy Enstitüleri’ni savunmuÅŸ ve hatta bunların yeniden hayata döndürülmesi için çaba harcamışlardır. Masonların yayın organlarından Mason Dergisi’nde yer alan bir makalede, Köy Enstitüleri için “Türk eÄŸitim tarihinin en görkemli projesi” ifadesinin kullanılması, yeterince açıklayıcıdır:

Orta eÄŸitimin baÅŸlıca nitelikleri, evrensel, insancıl, laik, pozitivist bir anlayıştan kaynaklanan, ulusal bilinç veren eÄŸitim program ve politikalarıydı. Din dersleri kaldırılmıştı. Kırsal Kesimin eÄŸitimi T.C’nin karşılaÅŸtığı en önemli sorunlarından biriydi. Köyün her açıdan kalkınmasını saÄŸlayacak, öğretim biçiminin geliÅŸtirilmesi ve bu ereÄŸe ulaÅŸmaya yönelik eÄŸiticilerin yetiÅŸtirilmesi hızla gerçekleÅŸtirilmeliydi. Köy Enstitüleri bu amaçla kuruldu. Kanıma göre Türk eÄŸitim tarihinin en görkemli projesidir Köy enstitüleri.77

Aynı makalede mason yazar, Halkevleri için de “misyoner bir anlayışın ürünü” ifadesini kullanmaktadır. Söz konusu misyonerlik, kökeni Tapınak Şövalyelerine uzanan, din düşmanlığını kendisine en büyük görev kabul etmiÅŸ bulunan masonik misyonerliktir.

Masonların Dine Karşı Savaşı

Kitabın önceki bölümlerinde incelediÄŸimiz gibi, masonluk, dine ve dini kurumlara karşı cephe alan bir geleneÄŸin temsilcisidir. Tapınak Şövalyeleri, Hıristiyanlık’tan çıktıktan ve sapkın bir öğretiye kapıldıktan sonra Hıristiyanlarla tarihsel bir mücadele içine girmiÅŸtir. Avrupa’da asırlar boyunca dine karşı yürütülen mücadelede, öncülüğü Tapınakçıların mirasçısı olan masonlar yapmıştır. Türkiye’de de masonluk, pozitivist ve materyalist fikirleri kitlelere empoze eden ve dindarlara karşı düşmanlık körükleyen bir örgüt olarak iÅŸlev görmüştür.

Türk masonlarının kendi metinlerine baktığımızda, dine karşı olan bu garip husumetlerinin ve bundan kaynaklanan eylem planlarının ifadeleri ile karşılaşırız. ÖrneÄŸin Mason Mahfili’nin yayınlarındaki bir ifadede, “medreseler ve minareler yıkılmadıkça, yani skolastik düşünceler, dogmatik inanışlar ortadan kalkmadıkça, fikirlerdeki esaret, vicdanlardaki ızdırap kalkmayacaktır” denmektedir.78 Dini kurumların masonları ne kadar rahatsız ettiÄŸi ise, Üstad-ı Azam Haydar Ali Kermen’in aÅŸağıdaki ifadelerinden anlaşılacaktır:

Nasıl ki Milli Meclis’te, hiç münasebet almadığı halde caminin sıralarından yükselen ezan sesi “ben yaşıyorum, ölmedim, ölmeyeceÄŸim” diyen onun ‘essela’sından baÅŸka bir ÅŸey midir?… Memleket aydınlarının kulaklarını tırmalayan bu ses, hepimizin ikaz ve basiret görevini ihtar eden bir hatırlatmadır.79

Görüldüğü gibi ezan sesi masonların “kulaklarını tırmalamakta” ve onlarca masonik görevlerini hatırlatan bir uyarı gibi algılanmaktadır. “Ben ölmedim, ölmeyeceÄŸim” diyen dinin susturulmasını masonlar en büyük görev olarak kabul etmiÅŸlerdir.

Masonlar din ahlakının yaşanmasını engellemek için çeşitli yöntemler kullanırlar. Halkevleri veya Köy Enstitüleri gibi kurumlar bu yöntemlerin sadece biridir. Bir başka yöntem, masonların kontrolündeki medya kuruluşları yoluyla dine ve dini değerlere karşı yürütülen aleyhte propagandadır.

Mason yazarların kitapları bir baÅŸka önemli yöntemdir. Abdullah Cevdet ile baÅŸlayan bu gelenek, Cumhuriyet döneminde Cemil Sena Ongun veya Orhan HançerlioÄŸlu gibi en üst derecelere ulaÅŸmış üstad masonlar tarafından sürdürülmüştür. Cemil Sena Ongun’un Hz. Muhammed’in Felsefesi adlı kitabında, İslam’ın (tenzih ederiz) güya peygamberimizin bir icadı olduÄŸu iddiası üstü kapalı ama çok ısrarlı ÅŸekilde dile getirilir. Büyük Üstad Orhan HançerlioÄŸlu ise, Toplumbilim Sözlüğü, İslam İnançları Sözlüğü gibi, pek çok üniversitede kaynak olarak okutulan kitaplarında yine ateist ve din-dışı bir propaganda yürütmüş, dindarlara karşı asılsız suçlama ve iftiralar dile getirmiÅŸtir. Bu gibi mason teorisyenler, ateizmi ve materyalist felsefeyi “bilimsellik” zanneden, din-dışı bir dünya görüşüne sahip olarak “ilerici” olduklarını sanan, Darwin’in evrim teorisine adeta bir din gibi inanan ve tüm bu cehaletlerin içinde yaÅŸarken de kendisini çok akıllı ve kültürlü sanan bireyler yetiÅŸtirmiÅŸlerdir.

Masonluk Türk milletini bu şekilde inançlarından koparmaya çalışırken, dindarlara karşı da yoğun bir baskı politikası organize etmiştir. Bir loca kitapçığında yer alan aşağıdaki ifade, bu konuda oldukça açıklayıcıdır:

Toplumumuzda İslam medeniyetinden kalma ve onu medeniyete bağlamaya çalışan gizli kuvvetler vardır. Bunun varlığını kabul etmekten kaçınmak lazımdır. Ama onu ezecek tedbirleri düşünmek ve uygulamak şarttır.80

Büyük İslam alimi bediüzzaman Said Nursi, masonluÄŸun Türkiye’de hedef aldığı dindarların başında geliyordu.

Dindarları ezmeye yönelik bu “masonik tedbirler”; geçmiÅŸ yüzyıl içinde Åžehbenderzade Filibeli Ahmet Hamdi, İskilipli Atıf Hoca, Bediüzzaman Said Nursi, Süleyman Hilmi Tunahan gibi büyük İslam alimlerine yapılan baskıların da perde arkasını oluÅŸturmaktadır. Bediüzzaman Said Nursi’nin eserlerinde bu gerçeÄŸe atıfta bulunan bazı kısımlar da vardır. Bediüzzaman, Nur Risaleleri’nin deÄŸiÅŸik yerlerinde, masonluÄŸun dine karşı olan düşmanlıklarını şöyle vurgular:

Şimdi anlaşıldı ki, millet, vatan ve İslamiyete en dehşetli zarar veren komünistlik, masonluk ve dinsizliktir.81

Çünkü masonluk, komünistlik, dinsizlik doğrudan doğruya anarşistliği doğurur. Ve bu dehşetli duruma karşı ancak ve ancak Hakikat-i Kuraniye etrafında İttihad-ı İslam dayanabilir.82

Bir başka yerde Bediüzzaman, masonların din düşmanlığını şu şekilde ifade eder:

Bin yıllık Müslüman Türk’ün manevi baÄŸlarını koparıp onu baÅŸka bir yola sürüklemek isteyen bir güruh şöyle diyor: “Biz artık Allah’ı hayat gayesi olarak tanımayacağız. Biz bir gaye yarattık; o gaye Allah deÄŸil beÅŸeriyettir.”83

Mason ritüellerini incelediÄŸimizde Bediüzzaman’ın dikkat çektiÄŸi “biz artık Allah’ı hayat gayesi olarak tanımayacağız. Biz bir gaye yarattık; O gaye Allah deÄŸil beÅŸeriyettir” ifadesinin, 1923 yılında yayınlanan MeÅŸrik-i Azam İçtimai Zabıtları adlı masonik dergide yayınlandığı görülür. Yani, Bediüzzaman’ın “Türk’ün manevi baÄŸlarını koparıp onu baÅŸka bir yola sürüklemek isteyen güruh” derken kasdettiÄŸi kiÅŸiler, “seküler hümanizm” dinine inanan masonlardır.

Bediüzzaman, Risale-i Nur’da masonların kendisine olan özel düşmanlıklarını da ifade etmiÅŸtir. Bu büyük alime yapılan haksız baskı ve zulümlerde masonların büyük rolü vardır:

Burada bir günde çektiÄŸim sıkıntı ve azabı, EskiÅŸehir’de bir ayda çekmezdim. DehÅŸetli masonlar, insafsız bir masonu bana musallat etmiÅŸler, ta ki hiddetimden ve iÅŸkencelerine karşı “artık yeter” dememden bir bahane bulup, zalimane tecavüzlerine bir sebep göstererek yalanlarını gizlesinler.84

Bediüzzaman’ın hayatını anlatan Son Åžahitler adlı kitapta, bu büyük İslam alimine karşı masonların çektirdiÄŸi sıkıntı ve eziyetler anlatılmaktadır. Bediüzzaman’ın kendi aÄŸzından masonların suçsuz yere kendisini hapse attırdığı bildirilmektedir.

Bediüzzaman kendisine ait suçlamaları cevaplandırdığı Ondördüncü Åžua’da da masonların düşmanlığını bir kez daha ortaya koyar. Mahkemenin Bediüzzaman’ın gizli düşmanları olduÄŸunu reddetmesine karşılık, Bediüzzaman bu iddianın yanlış olduÄŸunu, komünistlerin ve masonların kendisine büyük düşmanlık beslediklerini ifade eder. Bununla birlikte, Bediüzzaman, Nur Risaleleri’nde kendi görevinin yalnızca Allah’ın varlığını anlatmak ve dinsizlik akımına karşı imanı korumak olduÄŸunu bildirmiÅŸtir. Bir mektubunda bu durumu açık ÅŸekilde anlatmaktadır. Olaylar detaylı bir ÅŸekilde incelendiÄŸinde, kendisine eziyet eden ve geniÅŸ ölçüde hakim olan gücün masonluk ve komünist ideoloji olduÄŸunu ÅŸu sözleriyle ortaya koyar:

Ben de beş on gün içinde üç defa siyaset dünyasına baktım. Müdafaatımda dediğim gibi masonlar ve komünistler hesabına çalışan iki yüzlü cereyan, baskı ve rüşvet kullanarak bizi böyle işkencelerle ezmeye çalışmış. Şimdi o kuvveti kıracak başka bir cereyanın bu vatanda tezahüre başladığını gördüm. Fazla bakmak mesleğimce iznim olmadığından daha bakamadım.85

Kendi görevinin, dinsizliÄŸe karşı yerine getirilmesi gereken üç büyük vazifeden birisi olan iman-ı tahkiki kurtarmak olduÄŸunu ve dinsizlikle, masonlukla yapılan mücadelenin daha sonra tam olarak hedefine ulaÅŸacağını anlatan Bediüzzaman, talebelerine ÅŸu ünlü sözünü söylemiÅŸtir: “Ümitvar olunuz, ÅŸu istikbal inkılabatı içerisinde en yüksek ve gür seda İslam’ın sedası olacaktır.”

İslam’ın “en yüksek ve gür seda” olmasından endiÅŸe eden masonlar ise, Bediüzzaman devrinden bu yana din aleyhtarı propagandayı ve dindarlara karşı baskı politikasını sürdürmektedirler. Örgüt, 14. yüzyıl Avrupası’nda Tapınak Şövalyeleri tarafından baÅŸlatılmış olan “dine karşı savaÅŸ”ı tüm dünyada olduÄŸu gibi Türkiye’de de yürütmektedir.

Tapınakçı-mason örgütlenmesinin bir diÄŸer önemli yönü ise, daha önceki bölümlerde incelediÄŸimiz gibi, siyasi ve ekonomik menfaatlere yönelik illegal faaliyetlerdir. Türkiye’deki masonluk, bu konuda da yabancı biraderleriyle uyum içindedir.

Türkiye’deki P2′ler: Gizli Localar

MasonluÄŸun en temel prensibi kendini gizlemek, gerçek faaliyetlerini gizli tutmaktır. Bu, Tapınak Şövalyeleri’nden bu yana deÄŸiÅŸmeyen bir yöntemdir. Tapınakçılar; Hıristiyanlık’tan çıkıp sapkın bir inanca kapıldıklarını, Bafomet adlı bir puta taptıklarını, Hz. İsa’ya düşman olduklarını veya sapık cinsel iliÅŸkiler kurduklarını gizlemiÅŸler ve kendilerini son derece masum bir keÅŸiÅŸ tarikatı gibi göstermiÅŸlerdi. Masonluk ise bu gizlilik geleneÄŸini devralmış, kendisini hiçbir siyasi amacı olmayan bir ahlak okulu ve hayır kurumu gibi göstermiÅŸtir. Oysa sahip oldukları gizlilik prensibi, bunun inandırıcı bir tablo olmadığını göstermek için tek başına yeterlidir: Masum bir “ahlak okulu”, neden dünyanın en gizli örgütlenmesi için çalışmaya ihtiyaç duysun?

Türk masonlarının yayın organlarından birinde yer alan aÅŸağıdaki ifade, “hayır kurumu” imajının bir kamuflaj olduÄŸunu göstermektedir. Mimar Sinan dergisinde, mason Üner Birkan tarafından kaleme alınan bir makaledeki ifade şöyledir:

“Masonluk da, toplum hizmetlerine el atarak, kendini topluma hayırlı bir kuruluÅŸ olarak tanıtabilir.”87

Masonların bu kamuflajı kullanırken gerçek amaç ve faaliyetlerini gizlemek için baÅŸvuracakları ketumiyet ve gizlilik yöntemleri ise yine masonik yayınlarda açıklanmaktadır. ÖrneÄŸin masonların bir nevi “anayasası” olan Anderson Yasası, Davranış Maddesi, dördüncü fıkrası şöyledir:

Mason olmayan yabancılar bulunduğunda, sözleriniz ve tutumunuzla öyle ketum ve ihtiyatlı olunuz ki, en ince zekalı yabancı bile duyulması uygun olmayan şeylerin farkına varmasın.88

Åžakül Gibi adlı mason dergisi de örgütün bu gizlilik emrini “biraderlerine” şöyle aktarmaktadır:

Eski Mısır’ın pagan (putperest) sembolleri ile donatılmış gizli mason localarından biri. Karşı sol taraftaki sandalyeye iÅŸlenmiÅŸ olan tapınakçı haçı dikkat çekici…
Eski Yunan ve Roma’nın pagan (putperest) sembolleri ile bezenmiÅŸ bir diÄŸer mason locası

Arılar karanlık olmazsa çalışamazlar… Sol elinizin yaptığını saÄŸ eliniz bilmesin. GizliliÄŸin sayılmayacak çok etkileriyle ilgili olarak ve daha büyük ÅŸeylerle alakalı olarak sembollerin gizemli iÅŸlevleri vardır.89

Mason Dergisi’nin 1993 yılının Mart ayında yayınlanan sayısında “mabette yapılan Ritüel çalışmalarının dışarıda konuÅŸulmasının yasak olduÄŸu” açıkça söylenmektedir. Yine masonların yayın organı olan Büyük Åžark Dergisi’nin 11. sayısında “sembolleri ve localarda geçen olayları, tartışmaları açıklamak ahlak dışı bir harekettir; davaya ve yemine ihanettir” denmektedir.

Mason örgütünün kendi üyelerine yaptırdığı “Ketumiyet Yemini” ise gizliliÄŸin örgüt içerisinde ne denli önemli olduÄŸunu açıkça ispatlamaktadır. “2. Derece Çırak Ritüeli”ndeki bu yemin şöyledir:

Şimdi veya daha sonra öğretilecek Kadim Masonluk Misterleri ile bunlara ait gizli sanatları, yönleri ve noktaları, bu dereceye usulüne göre kabul edilmiş olanların dışında hiç kimseye, kim olursa olsun hiçbir surette açıklamayacağım, veya yalnız tam, kusursuz, muntazam bir locada iken ve onların da kendim gibi düzenli olduklarına tam bir kanaat getirdikten sonra usulüne göre açıklayacağım.

Yine söz veririm ve şerefim üzerine yemin ederim ki, bu sırları, hareketli veya hareketsiz hiçbir şeyin üzerine yazmayacak, basmayacak, kazımayacak, işaretlemeyecek, resmetmeyecek, kesmeyecek veya elimden gelip gücümün yettiğince de başkalarına yaptırmayacak, yapmalarına engel olacak, yapmalarına göz yummayacağım ki, bu hareketli ve hareketsiz şeyler üzerinde herhangi bir kelime, hece, harf, işaret veya şekil, yahut bunların en küçük izi bile, benim ihmal veya liyakatsizliğimden dolayı sırlarımız ile misterlerimizin usulsüz olarak başkasının okuyup anlamasına, öğrenmesine, ortaya çıkmasına sebep olmasın.90

Peki nedir masonların gizlemekte bu kadar hassas oldukları sırlar? İtalya’daki P2 locası bu sorunun cevabını ortaya çıkarmıştır: Topluma bir hayır kurumu ve ahlak okulu gibi gözüken mason localarında, gerçekte siyasi ve ekonomik menfaatlere yönelik pek çok illegal faaliyet yürütülmektedir.

Ancak bu faaliyetlerin yürütüldüğü localar göz önünde deÄŸildir. Yani masonluÄŸun geleneksel gizliliÄŸine ilave olarak, bir de “bilinen localar” ve “gizli localar” ÅŸeklinde ikinci bir gizlilik prensibi vardır. P2, söz konusu gizli localardan biridir. Bir önceki bölümde incelediÄŸimiz gibi, bu loca diÄŸer mason locaları gibi yeri ve adresi belli bir binada deÄŸil, Licio Gelli’nin gözlerden uzak villasının gizli bir bölümünde yer almıştır. İtalya’nın pek çok ünlü siyasetçi, bürokrat, iÅŸ adamı veya medya patronunun P2 toplantılarına katılması, bu gizlilik sayesinde mümkün olmuÅŸtur. Aksi takdirde P2 locası faaliyetlerini yürütemez, kısa sürede deÅŸifre olurdu.

İşte Türkiye’deki P2′lerin sırrı da burada gizlidir:

Türkiye’deki masonların faaliyetlerinin sadece çok küçük bir kısmı resmi makamların ve kamuoyunun bilgisi dahilindedir. Masonlar resmi olarak bilinen bir kaç ünlü loca merkezine sahiptirler. (İstanbul Nuru Ziya Sokak ve Tepebaşı’ndaki localar. ) Oysaki Türkiye’deki masonik yapılanmanın beyni, gizli localardadır.

Bunlar, mason locası olduÄŸu hiçbir ÅŸekilde bilinmeyen ve anlaşılamayan adreslerde yer alan özel ve gizli mabedlerdir. Bu gizli localar, ya büyük mason üstadlarının müstakil evlerinin yer seviyesinin altında kalan gizli mahzenlerinde veya fabrikalarının ve holding binalarının yine gizli olan bodrum katlarında yer almaktadır. Bu gizli salonların bazıları, ayna görüntülü duvarların veya gardrop kapağı gibi gözüken kapıların ardında gizlenmiÅŸtir. Son derece lüks ve ihtiÅŸamlı bir ÅŸekilde döşenen bu localara giden masonlar, sanki sıradan bir iÅŸ toplantısına veya dost meclisine gider gibi hareket etmekte ve böylece şüphe çekmemektedirler. Toplantılara katılanlar arasında, Türkiye’nin en üst düzey masonları olduÄŸu gibi, Tel-Aviv, Chicago veya Paris locası gibi yabancı merkezlerden gelen ve hem uluslararası masonik kararları yerli “biraderlerine” aktaran hem de onlarla görüş alış-veriÅŸinde bulunan bazı yabancı masonlar da yer almaktadır. EÄŸer bu mekanlarda detaylı bir araÅŸtırma yapılırsa, örgütün illegal faaliyetlerine, yurtdışı baÄŸlantılarına dair pek çok belge ortaya çıkacaktır.

Söz konusu gizli locaların sis perdesini biraz olsun aralayan önemli bir gelişme ise, bu localarda yapılan bazı garip ayinlerin medyaya yansıması olmuştur.

Bu ayinler, bundan 6 yüzyıl önce Kilise tarafından yasaklanan “Tapınak Şövalyeleri” tarikatının, günümüz Türkiyesi’nde halen yaÅŸadığını ve 6 yüzyıl önceki sapkın ritüelleri hala uyguladıklarını göstermektedir.

Tapınakçıların Gizli Ayinleri Ekranda: Mason Locası Çekimleri

1997 yılı masonlar açısından zor bir dönemdi. İlk defa mason mabetlerinde gizli çekimler gerçekleÅŸtirildi ve bu görüntüler Kanal 7 Televizyonu’nda günlerce yayınlandı. İki ayrı locada çekilmiÅŸ olan gizli kamera görüntüleri hem Türk halkını, hem de yüksek derecelere ulaÅŸmamış masonları ÅŸok etti. Bu gizli kamera görüntülerinin birisinde, yalnızca 33. dereceden masonların katılabildiÄŸi “ÅŸeytana tapma ayini” icra edilmekteydi. Ayini yöneten Büyük Üstad, locanın ortasında kesilen bir keçinin kanını içiyor ve İbranice bazı dualar okuyarak ÅŸeytana tapma ayinini sonuçlandırıyordu. DiÄŸer görüntülerde ise masonluÄŸu kabul edilen iki yeni kiÅŸinin göğsüne, masonik ritüellere göre kılıçlar dayanıyor, bunlar açıkça ölümle tehdit ediliyordu. Aynı locada kaydedilmiÅŸ diÄŸer bir görüntüde ise masonlar tarafından sürekli olarak inkar edilen masonik nikah töreni vardı.

Tapınakçıların sapkın öğretisi, masonluk tarafından korunmaktadır. Tapınak Şövalyeleri’nin tapındığı Bafomet isimli put, üstte masonik sembollerle bezenmiÅŸ olarak tasvir edilmiÅŸtir.

Masonlarla ilgili gizli kamera görüntülerinin yayınlanması ile birlikte masonluk, gündemin en üst sıralarına yükseldi. Konunun üzerine giden diğer bazı gazete ve dergiler önemli yorumlarda bulundular. Aşağıda bu yorumların bazılarını aktarıyoruz:

7 Ocak 1997 Pazartesi… Kanal 7 Haber Saati’ne bakıyoruz. Günün önemli olayları sıralanıyor ve günün bombası patlıyor: ‘Türkiye’deki 33. dereceden masonların ayin törenlerinden ilginç görüntüler.’ …Masonların ne oldukları, kime hizmet ettikleri, ne tür faaliyet gösterdikleri biliniyor. Fakat çok gizli çalışma metodu uyguladıkları için teÅŸhir edilemiyorlardı. … Masonlar gün ışığına çıktı. Üst düzey bürokratlar ve seçkinlerin girebildiÄŸi mason localarının ayinlerini izlerken dehÅŸete düştük. Åžeytana tapanların dinlediÄŸi müzik, baÅŸtan aÅŸağı beyaz giysiler, kılıçlar, altı köşeli yıldız ve kesilen keçi. Kesilen keçinin kanının bir tasa doldurulması, kafasının bir çubuÄŸa geçirilerek yakılması ve baÅŸ masonun İbranice duaları. Bütün bu garip sahneler Türkiye’nin göbeÄŸinde ve İstanbul’da yaÅŸandı. Törene katılanlara ettirilen yeminler ve kullanılan kelimeler içinden çıkılamayacak cinsten… ‘Yüce KadoÅŸ Şövalyeleri, verdiÄŸin sözü yerine getirmezsen, kalbin, vücudun vahÅŸi atlar tarafından parçalansın. Bedenin kül haline gelsin. Bu küller dört taraftan esen rüzgarlarla dağılsın…”

Ellerine geçen, rahatlıkla “Dünyada ilk defa gerçekleÅŸen bir gazetecilik olayı” diyebilecekleri gizli kamerayla çekilmiÅŸ bir filmi, cuma gününden bu yana ekranlara taşıyan Kanal 7 yönetimi baÅŸlarına geleni anlamakta zorlanıyor. Nasıl zorlanmasın; bir mason locasında gizlice çekilmiÅŸ, üç adayın örgüte giriÅŸiyle ilgili tören ve bir baÅŸka mason nikah töreni, medyada hiç ilgi görmedi. Ne bir baÅŸka kanal çekimden görüntüler yayınladı, ne de bir gazete ve dergi, konuyu sütunlarına taşıdı. Tam bir sessizlik. Halbuki dini nikahın tartışıldığı bir ortamda mason nikahı ilgi çekmeliydi. Aslında sessizliÄŸin sebebi Kanal 7′nin gizli çekimlerinde de anlaşılıyor. Mason örgütüne girerken adeta dini bir ritüel yaşıyorlar. Gizli kameranın giremediÄŸi bir düşünce odasında bir süre tutuluyor, sonra eÄŸilmeye zorlanarak bir çıtanın altından geçiyorlar. İçeride gözleri baÄŸlıyken, elleriyle yoklamaları istenen bir kılıç göğsüne dayanıyor. “Burada öğrendiklerini dışarıda açıklarsan sonucuna katlanırsın” mesajı bir kez daha sözlü olarak aktarılıyor. Gözlerini açar açmaz gördükleri ‘biraderler’ her hareket ve konuÅŸmalarından önce ellerini boÄŸazlarına götürerek kesme iÅŸareti yapan insanlar. 91

Kanal 7 kaç gündür masonluk ile ilgili görüntüler yayınlıyor. Dünya tarihinde ilk defa gerçekleÅŸen bir gazetecilik baÅŸarısı bu. Bir masonun locaya kabulü gizli kamera ile elde edilmiÅŸ görüntüler aracılığıyla kamuoyuna aktarılıyor… Medyamızda, ya da alanen çaÄŸrı yapılmasına raÄŸmen masonlarda en ufak bir kıpırdama yok… Yeryüzünün bilinen en eski ve en sürekli tarikatı ile ilgili görüntüler Kanal 7 ekranlarında yer almasına raÄŸmen, henüz bir televizyon kanalı, bu görüntülere… ilgi göstermedi… Kanal 7′nin günlerdir açıklama beklemesine, masonluk ayininden inanılmaz görüntüleri ekrana getirmesine raÄŸmen hiç ses çıkmamasında, tepki verilmemesinde, hele medyanın olayı tamamen görmezden gelmesinde, bu dünyanın içinde var olan etkili isimlerin, localarına karşı ettikleri sadakat yemininin payı var mı dersiniz?92

Bu görüntülerin televizyonlarda gösterilmesinin ardından masonluktan daha önceki yıllarda ayrılan, ancak kendilerine ayrıldıklarına dair hiçbir belge verilmeyen Mümin Kılıç ve Önder Aktaç, kameraların karşısına geçerek mason localarındaki kirli işler hakkında önemli açıklamalarda bulundular.

Konu TBMM çatısı altında da gündeme geldi. Tokat Milletvekili Ahmet Fevzi İnceöz, mason locaları konusunda İçiÅŸleri Bakanlığı’na soru önergesi verdi. Önergede, televizyonlara yansıyan görüntülere dayanılarak ÅŸu yorum yapılıyordu:

Görüldüğü gibi, Büyük Mason Mahfili Derneği adı altında faaliyet gösteren mason derneği, devletimizin güvenliğini ve milli menfaatlerimizi tehdit eden, insanların açıkça tehdit edildiği, emniyet birimlerinin kontrol ve denetiminden kaçan, içinde yasadışı nikahların kıyıldığı, usülsüz paraların toplanıp harcandığı, izinsiz silahların bulunduğu bir merkez durumundadır. Gerçek yönetim merkezi yurtdışında olan, enternasyonal yapısı olan, milli çıkarlarımız ve devlet güvenliğimiz açısından çok tehlikeli olan bu teşekkülün faaliyetlerinin durdurulması gerekmektedir.

Ancak baÅŸta belirttiÄŸimiz gibi tüm bu çaÄŸrılar yanıtsız kaldı. Masonlar konu hakkında hiçbir açıklama yapmayarak ve kontrolleri altındaki medyayı konudan uzak tutarak gündemin deÄŸiÅŸmesini saÄŸladılar. Birbirlerine “KadoÅŸ Şövalyesi” (İntikam Şövalyesi) olarak hitap eden bu günümüz Tapınakçıları, asırlardır yaptıkları gibi yine yeraltında kalmaya baÅŸladılar.

Mafya ve Tapınak Şövalyeleri

Bir ülkedeki masonik faaliyetleri anlamak için kullanılabilecek araÅŸtırma yöntemlerinden biri, diÄŸer ülkelerde ortaya çıkmış olan masonik faaliyetlerle kıyas yapmaktır. Masonluk enternasyonal bir örgüt olduÄŸu ve her ülkede aynı sisteme sahip olduÄŸu için, bir ülkede ortaya çıkan bir “masonik skandal” diÄŸerleri için de aydınlatıcı olabilir.

İtalyan masonlarının mafya ile olan yakın iliÅŸkileri, söz konusu “aydınlatıcı” gerçeklerden biridir. P2 mason locası skandalı ve ardından yapılan diÄŸer bazı adli soruÅŸturmalar, ülkedeki mason locaları ile mafyanın pek çok yönden içiçe olduÄŸunu göstermiÅŸtir. İtalya’da 1990′lı yıllara damgasını vuran ve mafya örgütlenmesinin büyük ölçüde temizlenmesiyle sonuçlanan ünlü “Temiz Eller Operasyonu” çerçevesinde de, masonluk ile mafya arasındaki önemli baÄŸlantılar bir kez daha kanıtlanmıştır. İtalya’daki mafya örgütlenmesi hakkında soruÅŸturma yürüten İtalyan Parlamentosu’nun ilgili komisyonu (Commissione Parlamentare Antimafia) masonluk ile mafya arasındaki iliÅŸkiyi 1993 tarihli bir raporda şöyle açıklamıştır:

Türkiye’de masonlar, Tel-Aviv, Chicago veya Paris locası gibi yabancı merkezlerle baÄŸlantı içindedir ve bu merkezlerden gelen talimatları masonların “obediyans” zinciri içinde uygulamaktadırlar.

Cosa Nostra (Mafya) ile bazı resmi görevliler ve özel sektördeki profesyoneller arasındaki iliÅŸkilerin kurulduÄŸu ve yürütüldüğü en temel kanal masonluktur. Masonluk bağı, (mafya ile resmi görevliler arasındaki) iliÅŸkinin daimi ve organik ÅŸekilde yürütülmesini saÄŸlamaktadır. Masonların mafya mensuplarını kendi aralarına, hem de en üst derecelere kadar kabul etmeleri, tesadüfi veya istisnai bir durum deÄŸil, stratejik bir tercihtir… Masonluk örgütleri, mafyaya kendi güçlerini yaymak için çok önemli bir araç oluÅŸturmakta ve her alanda avantajlar ve imtiyazlar elde etmelerini saÄŸlamaktadır.93

Peki İtalya ile kültürel, tarihsel ve sosyolojik benzerlikler taşıyan Türkiye’de acaba durum nedir? Masonluk ile mafya arasındaki iliÅŸki, Türkiye için de geçerli midir?

Bu soruya yanıt veren bazı açıklamalar son yıllarda resmi ağızlar tarafından dile getirilmiştir. Örneğin TBMM Susurluk Komisyonu üyelerinden milletvekili Hayrettin Dilekcan yaptıkları araştırmalar sonucunda elde ettikleri bilgiler ışığında şu açıklamayı yapmıştır:

“…İtalya’da P2 locası vardı. Türkiye’de İtalya’daki P2 locası gibi bir olayın olduÄŸunu artık rahatlıkla söyleyebiliriz… Mevcut durumu mafya olarak tabir etmek olayı küçümsemek olur. P2 locasını basit bir mafya olarak deÄŸerlendiremezsiniz. Türkiye’de loca hakimiyeti söz konusu. Türkiye’de birileri bir yere gelmek istiyorsa bu localarda karar veriliyor. Bu locaları Türkiye aÅŸamadığı müddetçe çözmemiz uzun zaman alacak demektir… P2 locasna baktığımız zaman BaÅŸbakanı ve bakanları belirleyen bir konuma ulaÅŸmış… Türkiye’de parti genel baÅŸkanlarının belirlenmesi konusunda dahi etkili olmuÅŸlar, artık gerisini siz tahmin edin.”94

Aynı ÅŸekilde, Susurluk Komisyonu’nun sözcüsü olan milletvekili Bedri İncetahtacı da, yaptığı bir açıklamada “mafya” olarak tanımlanan örgütlenmenin masonlukla olan iliÅŸkisine dikkat çekmiÅŸtir:

Geçen sene “Gladyo” adıyla İtalya’da ortaya çıkan ” Derin Devlet” adını verdiÄŸimiz organizasyon ile -ki arkasından mason locaları çıkmıştır, İtalya’dakinin- Türkiye’deki ÅŸu anda adını tam olarak koyamadığımız, ama sadece yaptıklarından anladığımız ve varlığından haberdar olduÄŸumuz organizasyon arasında çok büyük benzerlik olduÄŸunu biliyoruz…”95

Kısacası, Türkiye’deki yolsuzluk olaylarının üzerine giden milletvekileri, bu karmaşık olayların ardından mason localarının bulunduÄŸuna dair güçlü kanıtlar elde etmiÅŸ ve bunu ifade etmiÅŸ durumdadırlar.

Gerçekten de Türkiye’deki yolsuzlukların, haksızlıkların, masum insanlara karşı yapılan baskıların ardında çaÄŸdaÅŸ Tapınak Şövalyelerinin, yani masonların büyük bir rolü vardır. Bunlar, ülkemizi kendi siyasi ve ekonomik menfaatlerine göre yönledirmeye çalışmakta, bunun için her türlü kirli ve karanlık yöntemi kullanmaktadırlar. Dindarlara, özellikle de masonik felsefeye karşı çıkarak dini savunanlara karşı her türlü baskı, iftira, karalama yöntemini kullanmaktadırlar.

Bu nedenle Türkiye’yi seven, Türk Milleti’nin milli ve manevi deÄŸerlerine inanan, inanç sahibi her insanın “Tapınak Şövalyeleri”nin etkisine karşı tavır alması gerekmektedir. Bu din alehytarı menfaat odağına karşı hem felsefi hem de adli bir mücadele yürütülmeli, bu odağın kışkırtmalarına karşı da çok uyanık olunmalıdır.

İnanıyoruz ki bu fikri mücadele başarıya ulaşacak ve Türkiye, milli ve manevi değerlerine bağlı, çağdaş ve güçlü bir devlet olarak önümüzdeki 21. yüzyıla damgasını vuracaktır.

59 Mimar Sinan Dergisi, Sayı 15 s. 105-106
60 Mimar Sinan Dergisi, sayı 5, s. 94
61 Tanzimat Edebiyatına Fransız Edebiyatı Tesiri” (Cevdet Perin) kitabındaki orjinal metninden
62 (Mimar Sinan Dergisi, Sayı 60 s. 9 Reşat Atabek)
63 (Buxton, Turkey in Revolution, Londra 1909, Mustafa Yalçın, Jön Türklerin Serüveni, İlke Yayınları, 1994, İstanbul, s.123)
64 (İlhami Soysal, Dünyada ve Türkiye’de Masonluk ve Masonlar, Der Yayınları, İstanbul, 1980, 3. baskı, s.235-236)
65 (Türkiyede’ki Masonluk Tarihi, Kemalettin Apak s.34-35)
66 Şükrü Hanioğlu, Dr. Abdullah Cevdet ve Dönemi, s.21
67 Tanzimattan Cumhuriyete Türkiye Ansiklopedisi, c.2, sf.368
68 Tevhid-i Efkar Gazetesi, 21 Nisan 1922
69 Abdullah Cevdet, Aklı Selim,
70 15 Kasım 1983, Yeni Nesil
71 Doç. Dr. Anıl Çeçen, Halkevleri, s.115
72 Behçet Kemal Çağlar, 1935 Halkevleri, s.1
74 Köy Enstitüleri, Mehmet Başaran, s.32
75 Tercüman, 23 Nisan 1960
76 Havadis, 23 Temmuz 1960
77 Mason Dergisi, Ocak 1995, sy.93, sf.30
78 Ülkü Müht. Mahfili 1952-1953, seneleri çalışma Rehb. Rap.,Süha Selçuk Basımevi
79 Büyük Üstad Haydar Ali Kermen Hatırası Broşürü, Birlik Tek:. Muh:. Mahfili Yayını, No.1, sf.10
80 Bilgi Locası Neşriyatı, No.1, Kürtüncü Matbaası, Ankara, sf.74
81 Beyanat ve Tenvirler, s.77
82 Beyanat ve Tenvirler, s. 21
83 Son Åžahitler, s. 272
84 Åžualar, s.262
85 Emirdağ Lahikası, s.15
87 Mimar Sinan, Üner Birkan, s: 63, no: 104, yıl: 1997
88 Akasya Dergisi, s.62
89 Şakül Gibi, 3/25, sf.20
90 Çırak, 2. Derece Ritüeli, Tanju Koray, sf.32-33
91 Fehmi Koru, Zaman, 18 Ocak 1997
92 Şükrü Kanber, 17 Ocak 1997, Milli Gazete
93 Commissione Parlamentare d’inchiesta sul fenomeno della mafia e sulle altre associazioni criminali similari, Relazione sui Rapporti tra Mafia e Politica, S. 59, Roma, 1993
94 Selam gazetesi, Gündem “Susurlukta ikinci bölüm”, Cevdet Kılıçlar, 30 AÄŸustos- 5 Eylül 1998
95 Milli gazete, Mustafa Yılmaz, 24 Eylül 1997

Arama Yapılanlar:
  • masonluk ve illuminati arasındaki baÄŸ (6)
  • türkiyede masonluk (4)
  • osmanlıda illuminati (4)
  • illuminati türkiye locası (3)
  • masonlar illuminati nedir (2)
Etiketler: , , ,

Yorum Yapın